Karakar
Birkaç gün sonra kar yağacak. Sabırsızlıkla bekliyoruz yani. Siz
aldırmayın meteorolojiden gelen yalan yanlış bilgilere. İfşa
ediyorum ki onlar bilmiyor. Ya da, biliyorlar da söyleyemiyorlar.
Kolay değil bunu söyleyebilmek. Hem hiçbir hava durumu tahmini
‘birkaç gün sonra kar yağacak’ diye başlamaz. Öyle değil mi? Boşuna
bakmayın siz hava durumuna. Beklenen kar hava durumundan önce
gelecek. Hatta hava durumu karın hızına yetişemeyecek desem yeridir.
Tam da öyle olacak.
İlk önce havada açık grimsi, pembemsi, morumsu parça bulutlar
belirecek. Alâ. Kuleleri, gökdelenleri, köprüleri, koca otelleri
yalayıp yavaş bir Karaindrou müziği eşliğinde geçecekler, üst üste
binip bütün gökyüzünü kaplayacaklar. Gecenin ve gündüzün tam da
ortasıymış gibi olacak hava. Ne gece ne de gündüz ama. Yakınlardan bir
yerlerden bir Garbarek müziği yayılacak sokaklara. Henüz hiçbir şey
fark edilmemiş olacak ama. Gündelik telaş işte.
Durakta Haydarpaşa otobüsünü bekleyen yaşlı ve torbalı teyze, hemen
yanındaki simitçi çocuk görecek ilk kar tanelerini. Yaşlı teyze biraz
önce satınaldığı simitten ilk ısırığı koparmış olacak. Bu masum ilk
kar taneleri yavaşça salınacak havada, asfalta düşüp orada kaybolacak.
Araçları içinde radyo dinleyerek aheste yol alan insanlar
sileceklerini çalıştırmayacak daha. Ne otobüsler ne kamyonlar ne de
taksilerin silecekleri çalışacak. Herkes durup ilk kar tanelerini
hayran hayran, öyle işte, seyre dalacak. Kontaklar kapanacak. Ne gaf!
Araçların pencereleri vzzzzzzz ağzına kadar açılacak. Bir bir eller,
kollar çıkacak bu pencerelerden. Hatta gömlek ve kazakların kolları
sıyrılacak. Havanın soğuğunu ve pamuk gibi yağan karı yakalamaya
çalışacaklar insanlar ama nafile.
Bu romans kısa sürecek, merak etmeyin. Uzunca süredir beklenen kar
işte o an her yerde yağıyor olacak. Kuzeyde, güneyde, batıda ve
doğuda. Kenya’da, Çin’de, Küba’da…Yavaş yavaş kadim gökyüzü ve biçare
yeryüzü aynı tuhaf renge bürünecek. Araçların camları vzzzzzzzzz
kapatılacak. Kontaklar yeniden çevrilecek, silecekler şaka da şuka da
çalıştırılacak. Sokak köpekleri ve sokak kedileri apartman
girişlerine, mağaza girişlerine, kuytulara akın edecekler. Sokaklarda
bir koşturmaca, bir hengâme başlayacak.
Esen harikulade rüzgârla, kar giderek şiddetini artıracak. Şapkalar,
şemsiyeler, bastonlar, torbalar, çantalar, poşetler yer ve gök
arasında bir yerde uçuşmaya, kaçışmaya, giderek birbirlerine karışmaya
başlayacaklar. İnsanlar yavaş yavaş uyanacaklar ama duruma. Boğaza
Karadeniz tarafından giriş yapan uzuncana kara bir şilep yolunun
üstüne aniden çıkıveren büyücek bir buzula çarpıp inleyerek duracak.
Kısa zaman içinde boğaz bata çıka yol alan buz tabakalarıyla dolacak.
Küçük balıkçı tekneleri, vapurlar, sandallar, turist taşıyan devasa
cruise gemileri, yatlar oldukları yere mıhlanacaklar. Orada
kalacaklar. Dış ve iç dünyayla iletişim kesilecek. Elektrikler
kesilecek. Elektrikler kesildi diye dünyanın hiçbir yerinde protesto
olmayacak ama.
Biz memlekete dönelim. Kar daha da şiddetle yağacak. Sahipsiz kalmış
balıkçı, işportacı ve bitirim tezgâhları birkaç saat içinde küçük
birer tepeye dönüşecekler. Araçların ilk önce silecekleri ve lambaları
sonra da motorları zınk diye duracak. Kapıları da kalıncana bir katman
buzla kaplanmış olduğundan, ne yapsan nafile, açılmayacak. ‘Zorlama,
kıracaksın kapı kolunu’ diyecek biri. Araçların içinde insanlar
birbirlerine yaslanarak, bekledikleri kara kavuşmanın sevinciyle mırıl
mırıl, kediler gibi uykuya dalacaklar.
Yağacak işte. Aşikâr. Evler soğuyacak. Hem de nasıl yani. İnsanlar
kalplerinden başlayarak brrrrrr, soğuyacak. ‘Neden ilk önce burun
değil de, ya da ne bileyim, parmaklar değil de, kalp?’ Bilmem. İlk
önce kalp soğuyacak işte. Ama ilk donan o olmayacak. Hiçbir şey evleri
ve insanları ısıtmaya yetmeyecek. Evlerinde kat kat hırka, kazak,
çorap, patik, bilumum giysiyle pencerelere koşan insanlar dışarısını
göremeyecekler ama. Ne el ele gezerken bir anda donup oracıkta
heykelleşmiş genç aşıkları, ne de arsada futbol oynarken oldukları
yere çakılı kalmış mobilyacı, demirci çıraklarını görebilecekler.
Bunların her biri ufak tefek tepelere dönüşmüş olacak zaten. ‘Brrrr,
ne hava ama’ diyecek biri. Arka odaya, donmaya gidecek.
Kar çok daha şiddetle yağacak. Evlerinde mışıl mışıl pinekleyen
insanların uzandıkları telefonlar kalıp sabun gibi avuçlarından hoop
kayıp yerlere düşecek de tuzla buz olmayacak. ‘Donmuş telefonum’ diye
bağıracak biri. ‘Televizyon da donmuş’ diyecek bir başkası. Evin içi
zifiri karanlık olmayacak ama. Yok, olmayacak. Gökyüzünün, yeryüzünün
ve karın tuhaf beyazı eviçlerine sökün edecek. İşte o an evlerindeki
herkes dışarıdakiler gibi mışıl mışıl tatlı mı tatlı bir uykuya
dalacak. Kimi masa başında sigara tellendirirken, kimi mutfakta,
musluktan başlayıp lavaboda biten ip gibi buzla artık olmayan
bulaşıkları yıkarken, kimi zaten çoktan donmuş olan kediyi severken.
Düğünde, eğlencede olanlar da toplu olarak uykuya dalacaklar. Her
yer buz kesecek. Her
yeri buz kaplayacak. Göller, denizler, akarsular, dağlar, tepeler…O
buzun altında uyuyakalmış insanlar, hayvanlar ve bilumum diğer
canlılar bir daha uyanmayacaklar. Oysa ne de çok beklemişlerdi kar
yağışını. ‘Kar gelsin, mikroplar kırılır’ diyordu biri. Kimdi o?
‘Tatil yağıyor’ dediydi bir başkası hani. ‘Ne güzel yağıyor, baksana.’
Usta ne diyordu? "Üflenen bir mum gibi söndü...koskocaman ışıklar..Ve şehir...kör bir insan gibi kaldı...altında yağan karın."

Yorumlar
Yorum Gönder